Doç. Dr. Fahrettin Kılıç | Son Güncelleme: Nisan 2026
40+ hakemli dergi · 117 bilimsel referans · Kapsamlı derleme
Silisyum (Si), doğada en çok bulunan üçüncü elementtir. İnsan vücudunda kemiklerde, deride, mukozada ve bağ dokularında bulunur. Bu alanlarda yoğun bulunmasının nedeni, silisyumun kolajen biyosentezindeki kritik rolü sayesinde optimal bağ dokusu oluşumunda görev yapmasıdır.
1970'lerde yapılan ve önemli dergilerde yayınlanan ilk hayvan çalışmalarıyla diyet silisyum eksikliğinin bağ ve iskelet dokularında kusurlar oluşturduğu ve silisyumun büyüyen kemiğin mineralizasyonu için önemli olduğu bildirilmiştir. Vücut silisyum düzeyinin yaşlanma sırasında ve özellikle kadınlarda postmenopozal dönemde azaldığına dair güçlü kanıtlar vardır.
Silisyum ayrıca alüminyumla kolayca alüminosilikat kompleksleri oluşturarak vücuttan atılmasını sağlar ve bu zararlı ağır metal için potansiyel bir doğal antagonist olarak işlev görür. Bu nedenle araştırmacılar, silisyum açısından zengin takviyelerin Alzheimer hastalığı olan bireylerde alüminyum yükünü azaltmak için kullanılabileceğini göstermiştir.
Vücudumuzun en çok içerdiği protein olan kolajen, toplam protein içeriğinin %20-30'unu oluşturur. Fasya dokusu, dermis, kaslar, tendonlar, kıkırdak, saç ve tırnak kolajenden meydana gelir. Silisyum, kolajen ve glikozaminoglikanlar üretmesine yardımcı olan prolil ve lizil hidroksilaz enziminin kofaktörüdür — bu enzim silisyum olmadan çalışamaz.
Silisyum, kolajen ve glikosaminoglikanları sentezleyen ana enzim olan prolil hidroksilazın bir bileşenidir ve bu enzimin çalışması silisyuma bağlıdır. Proteoglikanlar ve kolajenler arasındaki köprülerde çapraz bağlayıcı bir eleman olarak hayati rol oynar. Demir ve C vitamini varlığında silisyum, kolajen inşası için gereken prokolajen prolin kalıntılarının hidroksilasyonunu belirgin şekilde artırır.
Silisyum, Tip 1 kolajen sentezini ve osteoblast farklılaşmasını uyarır, fibril kalınlaşmasını artırır ve erken kalsifikasyon sırasında yüksek seviyelerde bulunarak biyomineralizasyonun erken aşamalarında rol alır. Kemikler olgunluğa doğru ilerlerken silisyumun kalsiyumla yer değiştirmesi, silisyumun kalsiyum birikiminden önce kemik matrisinin oluşumunda görev aldığını göstermektedir.
Silisyum, kemik yapan osteoblastlar için aktivatör, kemik yıkımını sağlayan osteoklastların farklılaşması ve aktivasyonu için ise inhibitördür. PI3K-Akt-mTOR yolunun osteogenez sürecinde pozitif düzenleyici rol oynadığı gösterilmiştir. Ayrıca RANKL'ın katabolik etkilerini engelleyerek kemik kaybını azaltır.
Silisyum, alüminyumla kolayca alüminosilikat kompleksleri oluşturarak vücuttan atılımını sağlar. Bu doğal şelasyon mekanizması, alüminyumun beyin dahil çeşitli dokulardaki birikimini azaltır.
Alüminyum kan-beyin bariyerini geçerek yarı-kalıcı biçimde birikir ve biyolojik olarak 200'den fazla reaksiyonu olumsuz etkiler. On yıllardır yayınlanan birçok çalışma, yüksek alüminyum seviyesine sahip bölgelerde Alzheimer hastalığı insidansının daha yüksek olduğunu bildirmiştir.
Carlisle ve arkadaşları yaşlı farelerde (insanlarda 70 yaşına denk) silisyum ve alüminyumun 12 beyin bölgesindeki düzeylerini araştırdı. Düşük silisyum diyeti altında alüminyum takviyesi, yaşlı farelerin hipokampüs ve arka korteksinde alüminyum seviyelerinde önemli artış göstermiştir. Ancak silisyum takviyeli diyetle beslenen yaşlı farelerde, diyetlerine alüminyum eklense dahi beyin alüminyum seviyeleri artmamıştır.
Rondeau ve arkadaşlarının düzenlediği çalışmada, 15 yıl boyunca takip edilen 1.925 yaşlı birey arasında alüminyum alımının daha yüksek olduğu hastalarda bilişsel gerilemenin daha fazla olduğu saptanmıştır. Silis alımında günlük 10 mg artış, demans riskinin azalması ile anlamlı düzeyde ilişkili bulunmuştur.
75 yaş üstü 1.462 kadının 7 yıllık takibinde, içme suyundan daha yüksek silikat alan kadınlarda Alzheimer hastalığı geliştirme riski düşmüştür. Düşük silika alımı olan kadınlarda AH riski 2.7 kat daha yüksek bulunmuştur.
12 hafta boyunca günde 1 litreye kadar silisyumca zengin (35 mg/L) su içmek, esansiyel metallerin atılımını artırmaksızın alüminyumun idrar yoluyla atılmasını artırmıştır. Alzheimer hastalarında alüminyum vücut düzeyi düşmüş ve 15 kişiden en az 3'ünde bilişsel performansta anlamlı iyileşme gözlenmiştir.
70 kg'lık bir insan için, alüminyumun nörotoksik etkisini nötralize etmek için gerekli biyoaktif silisyum miktarı günlük 84 mg olarak hesaplanmıştır.
Genç büyüyen kemiklerde silisyum konsantrasyonları kalsiyum, magnezyum ve fosfor konsantrasyonlarıyla aynı aralıktadır. Silisyum, biyomineralizasyonun erken aşamalarında hidroksiapatit çökelmesini indükler — kemik ağırlığının %60-80'ini oluşturan bu kristaller için zemin hazırlar.
Framingham Nesil Kohort çalışması (1.251 erkek, 1.596 kadın): günde 40 mg'dan fazla silisyum tüketenler, 14 mg/gün altında alanlara kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksek kemik mineral yoğunluğuna sahiptir. Çin ve Hindistan (~200 mg/gün silisyum alımı) dünyanın en düşük kalça kırığı prevalansına sahipken, batı toplumlarında (~20-50 mg/gün) oranlar çok daha yüksektir.
Osteoporozu olan kadınlarda silisyum takviyesi trabeküler kemik hacmini ve femoral kemik mineral yoğunluğunu artırmıştır. Aberdeen çalışması, silisyum alımının premenopozal kadınlarda ve HRT alan postmenopozal kadınlarda femur boynu kemik mineral yoğunluğü ile pozitif ilişkili olduğunu göstermiştir. 12 haftalık ortosilisik asit takviyesi, erkeklerde diz osteoartriti semptomlarını azaltmıştır.
Bor ve silisyum birbirinin etkisini artırır ancak farklı biyolojik rollere sahiptir: silisyum hem kolajen hem mineral fraksiyonlarında, bor ise yalnızca mineral fraksiyonunda etkilidir. Bu nedenle birinin diğerinin yerini alma olasılığı düşüktür.
İnsandaki en yüksek silisyum konsantrasyonları aortada bulunur — silisyum burada kolajeni stabilize ederek damar sistemini güçlendiren bir çapraz bağlama maddesi olarak işlev görür. Tavşanlarda silisyum, diyetle indüklenen ateromları inhibe etmiştir.
8 hafta boyunca günlük 50 mg/kg diyet silisyumu ile beslenen sıçanlarda sistolik kan basıncı ortalama 18 mmHg düşmüştür. Silisyum, adiponektin ve endotelyal nitrik oksit sentaz (eNOS) ekspresyonunu uyararak antiinflamatuar ve antihipertansif etkiler göstermiştir.
Silisyum kaynağı kullanımıyla toplam kolesterol, VLDL ve trigliserid düzeylerinde düşme izlenmiş ve bu düşüş, kullanım kesilmesinden 4 hafta sonra bile korunmuştur.
Derideki kolajen miktarında 21 yaşından sonra yılda yaklaşık %1'lik bir azalma olur. Menopozdan sonra ilk 5 yılda cilt kolajeninin yaklaşık %30'u ve yıllık %0.55 elastin kaybedilir.
MMST ve M-OSA formlarıyla 150 gün boyunca yapılan çift kör çalışmada: yüz kırışıklıklarında %24-26 iyileşme, ultraviyole güneş lekelerinde %25-35 azalma ve saç alüminyum düzeylerinde azalma sağlanmıştır. Kullanıcı memnuniyeti saç, tırnak ve cildin tüm parametrelerinde yüksek bulunmuştur.
Kolin stabilize OSA ile 20 hafta boyunca günlük 10 mg silisyum takviyesi hasar görmüş cilt yüzeyini iyileştirmiş, saç ve tırnak kırılganlığını azaltmıştır. 90 günlük kolloidal silisik asit çalışmasında saç önemli ölçüde kalınlaşmış ve tırnaklar daha az kırılgan hale gelmiştir.
Silisyum, matris metaloproteinazları (MMP) inhibe ederek kolajen yıkımını yavaşlatırken, MMP inhibitörleri olan TIMP üretimini artırır. Ayrıca fibroblast büyüme faktörü (FGF-β) ekspresyonunu artırarak yara iyileşmesini destekler.
Spontan diyabetik sendroma yatkın farelerde silisyum uygulaması diyabet gelişimini neredeyse tamamen engellemiştir (tedavi: 31'in 1'i, kontrol: 31'in 9'u). Bu etki, makrofajlar tarafından pankreatik adacıkların infiltrasyonunun azaltılmasına bağlanmaktadır.
Obez diyabetik farelerde 8 hafta boyunca silisyum takviyesi, kan şekeri azalması, insülin duyarlılığında artış ve adipokin yanıtlarında iyileşme göstermiştir. Silisyumun PPAR-γ baskılaması, potansiyel bir antidiyabetik mekanizma olarak değerlendirilmektedir.
MMST, mümkün olan en küçük organosilisyum molekülüdür. Fransız kimya mühendisi Norbert Duffaut tarafından keşfedilmiş, daha sonra Loic Le Ribault tarafından geliştirilmiştir. %64–70 biyoyararlanım ile en yüksek emilime sahip silisyum formudur.
MMST'nin temel avantajları: monomerik yapısı sayesinde polimerize olmaz (91 hafta stabil), metabolizma içinde ortosilisik asit [Si(OH)4] oluşturur, suda tamamen çözünür ve optimal pH'da (6.6) kararlıdır.
EFSA, MMST'nin gıda takviyelerinde güvenli olduğuna karar vermiştir — kronik toksisite, kanserojenite veya üreme toksisitesi için ek test talep etmemiştir. 10 mg/gün takviye dozu, 4 hafta içinde serum silisyum düzeylerini anlamlı ölçüde artırır (bazal 173 → 272 μg/L). Böbrek veya karaciğer fonksiyonları üzerinde olumsuz etki saptanmamıştır.
Batı toplumlarında günlük silisyum alımı yaklaşık 20–50 mg iken Hindistan ve Çin'de (~200 mg) çok daha yüksektir. Silisyum bitki bazlı gıdalarda hayvansal gıdalara nazaran çok daha yüksek bulunur. Tahılların işlenmesi silisyumu uzaklaştırır — beyaz un, ham ürünlerinden çok daha az silisyum içerir.
Başlıca kaynaklar: tahıllar (%30), meyve, içecek ve sebzeler (toplam %75). Su, kahve ve bira da önemli kaynaklardır — bira 9-39 mg/L silisyum konsantrasyonuna sahiptir.
Günlük 20–200 mg silisyum alımı doğal kabul edilir ve olumsuz etkilere neden olmaz. İnsanlarda tolere edilebilir üst seviye (UL) oluşturmak için kanıtlanmış bir doz-cevap verisi mevcut değildir.
Birleşik Krallık Vitamin ve Mineraller Uzman Grubu, yetişkinler için günlük 700 mg silisyum takviyesinin (13 mg/kg) güvenli bir üst seviye olduğuna karar vermiştir. EFSA, MMST'nin kronik toksisite, kanserojenite veya üreme toksisitesi açısından güvenli olduğunu onaylamıştır. Farelerde en yüksek test dozunda (232 mg/kg/gün) bile gözlenebilir yan etki saptanmamıştır.
Silikat böbrek taşları çok nadirdir (%0.1'den az). Teorik olarak sık böbrek taşı şikayeti olan kişilerde uzun süreli kullanıma dikkat edilmesi önerilir.
Internet Explorer tarayıcısının 9.0 ve daha eski sürümlerini desteklememekteyiz. Web sitemizi doğru görüntüleyebilmek için tarayıcınızı güncelleyebilirsiniz, güncelleyemiyorsanız başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsiniz.